parallax background

Dreyfus Davası Yeniden

Boşluk
6 Temmuz 2016
Hiç Bir Yere Yolculuk
6 Mayıs 2019

Adalet; kimin için? Adaleti yönlendirenler kimler?

 
H ava çok soğuktu. Avluya toplanmış kalabalığın ortasında tek başına duran yüzbaşının yanına yaklaşan, çok güçlü, uzun boylu adam, “Yahudilere Ölüm!” naraları arasında Yüzbaşının nişanlarını söküp, kılıcını kırdı. Bütün olup bitenler karşısında yüzbaşı, disiplinli bir subaydan bekleneni yaptı. Aşağılanmaktan utanç duymaktaydı, ama yine de hiçbir tepki göstermedi. Yüzbaşının mağrur, dik ve kendine güvenli duruşu kimseyi şaşırtmadı.

Bu olay tarihe Dreyfus Davası olarak geçti. Nişanı sökülüp, kılıcı kırılan yüzbaşı; Alfred Dreyfus dokuma fabrikatörü varlıklı bir Yahudi’nin oğluydu. Savaş Bakanlığı’nda çalışırken, Paris’teki Alman Askeri Ateşe ’sine Fransız ordusunun sırlarını satmakla suçlanınca, 1894 yılında, vatana ihanet suçundan yargılanıp suçlu bulundu. Aslında kimsenin elinde Dreyfus’u suçlayacak delil yoktu. Delil olarak gösterilenlerin hepsi düzmeceydi. Bu dava karanlık komploların, olaylar arkasındaki gizli güçlerin, çift taraflı ajanların kol gezdiği 19.yy. sonunda yaşanmıştır. Avrupa, bu bakımdan günümüzle yarış edecek bir atmosfere sahipti. Dreyfus davası, Yahudilerle ilgili ırkçı önyargıların ne kadar güçlü olduğunu ve birinin suçsuz olduğunu haykırmanın yasak olduğunu; devletin, yargıyla yürütmeyi birbirinden ayırmadan adaleti sorguladığını gözler önüne sermektedir. Dreyfus davası; hukuk tarihi, egemenlik ilişkileri ve aydın sorumlulukları bakımından oldukça önemli verilerle dolu bir davadır.

Bu hikayenin en can alıcı yanı ise; Emila Zola’nın hiç tanımadığı, hatta karşılaşmadığı biri olan Yüzbaşı Dreyfus’u savunması olmuştur. Bir gazeteci, yazar ve felsefeci olarak Zola yazdıklarıyla, davanın hatta Fransa’nın gidişini değiştirmiştir..


 
E mila Zola; 1840 yılında Fransa’da doğdu. Zola; her zaman bilimin sanatın içine girmesi gerektiğini söylemiştir. Ayrıca kendisi her daim insan iradesinin güçsüzlüğünü, insanı şekillendirenin içinde bulunduğu çevre olduğunu iddia etmiş; kitaplarında da bunu kanıtlamaya çalışmıştır. Claude Bernard'ın '' İntroduetion al'etude de la medecine axperimentale '' da ortaya attığı kaideleri edebiyata uygulamak için Roungon-Macquart'lar: İkinci İmpartorluk Döneminde Bir Âlemin Tabiî ve Sosyal Hayatı adlı 20 ciltlik büyük bir eser yazdı. 1877'de yayınlanan meyhane adlı eseriyle ünlendi. Zola naturalist romancıların öncüsüydü.

Dreyfus Davası sürerken; 13 Ocak 1898'te ilerici görüşleriyle tanınan romancı Emile Zola 'nın, Clemenceau 'nun gazetesi L'Aurore'un manşetinde "J'accuse"( SUÇLUYORUM)" başlıklı bir açık mektup yayınlaması ortalığı iyice karıştırmakla kalmayıp Fransayı ikiye bölmüştür. Aurore'nin o günkü baskısı 200 bin sattı. Zola, orduyu Dreyfus'le ilgili karardaki yanlışlığı örtbas etmekle ve Savunma Bakanlığı'nın emriyle Esterhazy'yi aklamakla suçluyordu.

Zola bu mektubuyla suçlanacağını hatta cezalandırılabileceğini bildiğini her şeye rağmen bu davanın arkasında durmaya devam edeceğini yazmıştır. Mektubun sonunda da suçlu olanların listesini açıklamıştır. Zola’nın son sözleri ise; “Benim tek bir tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu haketmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. Beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın”.

Zola’nın bu ünlü makalesi yalnızca kişisel bir tepki olmaktan çok aydın sorumluluğu konusunda da önemli işlevler üstleniyor.

Şimdi dünyanın içinde bulunduğu duruma bakınca, Dreyfus Davası’ndaki hukuksuzluğun bugün yaşanılanlarla ne kadar benzer olduğu görülmektedir.

Emila Zola bu yazısından dolayı bir yıl hapis cazasına çarptırılır ve 3 bin Frank da para cezası alır. Bundan dolayı da Fransa’dan kaçar.

SUÇLUYORUM kendi türü içinde bir başyapıttır. Politik bir isyan dile getirdiği halde hiçbir yerinde ucuz bir hesaplaşma yoktur. Aksine hep doğrulardan, bilinen az sayıda somut olaydan yola çıkarak argüman hazırlar. Sonunda ise vurucu darbesini yapar. Argümanı o denli güçlüdür ki, makalenin sonunda sertleşen dili yadırganmaz.

Bu olaylardan sonra bir yıl içinde, Dreyfus yanlıları güç kazandı. Binbaşı Henri'nin sahtekarlık yaptığını itiraf ettikten sonra Ağustos 1898 sonunda intihar etti. Esterhazy panik içinde Belçika'ya, oradan Londra'ya kaçtı. Artık Dreyfus ailesinin davanın yeniden görülmesi isteği geri çevrilemezdi.

Rene Waldeck-Rousseau başkanlığındaki yeni hükümet Haziran 1899'da göreve başladı ve olayı sonuca bağlamaya karar verdi. Yeniden yargılanmak için Şeytan Adasından getirilen Dreyfus, Rennes'de divan-ı harp önüne çıkarıldı. Dreyfus tekrar suçlu bulundu. Ama araya giren Cumhurbaşkanı Loubet sorunu çözmek için Dreyfus'ü affetti. Dreyfus af kararını kabul etmekle birlikte, suçsuzluğunu kanıtlamak için sonuna dek çaba gösterme hakkını da saklı tuttu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir