parallax background

Ruhun Kılıfı Beden

Hiç Bir Yere Yolculuk
6 Mayıs 2019
Frida Kahlo
8 Mayıs 2019

"Özgürlük", kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi? Şimdi ne alaka, diyorsunuz, içinizden. Güzel bir günde nereden çıktı bu özgürlük böyle?

 
B izi özel günlerle kandırıp, aklımızı karıştırıp bir süreliğine uyutan kampanyaların birinden çıkardım, özgürlüğü. Oğlumun anneler günü hediyesi olarak aldığı düdüklüde pişirdim. Kızımın, hediyesi yemek tabaklarına koydum ve şimdi yemeniz için servis yapıyorum. Afiyet olsun. Erkekler de birazcık hazımsızlık yapabilir. Bu yüzden yanında BABALAR GÜNÜ almalarını öneriyorum.

Bir gün; ANNELER GÜNÜ. Özgür kadınların biraz olsun susturulmaya çalışıldığı, ağızlarına bir parmak bal verildiği gün. Ne değişiyor o gün? Farklı olan ne? Masadaki renkli çiçeklerden, irili ufaklı hediye paketlerinden ve bir hafta boyunca annenize ne hediye alacağınızın yarışını bizzat yürüten kampanyalardan başka. Özgürlük özellikle de, kadın özgürlüğü, her şeyin ötesinde hassas bir konu. Kantarın topuzu kaçtı mı; etik, din, siyaset akla gelebilecek her konuya girip akılları karıştırıyor, beyinleri sulandırıyor. Sonrada kadınları bulup teker teker avlıyor.

Hangimizin bedeni yeteri kadar özgür? Önce bedenimizle başlamalıyız özgürleşmeye. Tüm parçalarını özgürleştirmeliyiz, birer birer… Bunu söylediğim için utanı(mı)yorum. Ama çoğunun aklına bu özgürlük nereye kadar? Sorusunun geldiğini biliyorum. Kendinize kadar, gibi bir cevabın çok polemik olduğunu da farkındayım. Biliyorum, etrafta onca "Tahrik” olmaya hazır erkek dolaşırken ben ne diyorum ki? (Nedense hep erkeklere ait bir duygu bu tahrik olmak. Hâlbuki ben de tahrik olabilirim!) Bu, bilinçaltının bedenimize (Ama daha çok erkeklerinkine!) yüklediği açlık, beyni ve yaratma gücünü darboğaza sokmaktan başka işe yaramıyor. Biz ki Adem ve Havva'dan, tüm insanlığın yaradılışından bu yana, anaerkil toplumları bastıra bastıra, kadının olması gereken asıl yerini unutturmaya çalışsak da, hâlâ doğurganlık kadınların elinde değil mi? Doğuran erkekler daha üretilmeye başlamadı neyseki! Örtemeyeceğimiz, kapatamayacağımız, unutamayacağımız onca şey varken ortada, görünmesinde sakınca olmayan şeyleri örterek nereye varabiliriz ki?


B iz kadınları, özgür mü yapmak istiyorsunuz? O zaman önce onların bedenleri ile barışmayı, bedenlerini hor görmemeyi, onları bir mal olarak görüp paketlerin içine almamayı ya da ulu orta sergilememeyi öğrenmeniz gerekir. (Aslında kadınların da bunu öğrenmesi şart, kendilerini özgürleştirebilmeleri için.) İslamiyet dâhil tüm dinlerde bedenin huzuru, rahatı çok önemli. Bizim bu dünyadaki görevimizi yerine getirebilmemiz için; doğumla ölüm arasında geçen zaman süresince bedenimize ihtiyacımız var. Sadece erkek için değil, kadın için de beden Tanrının yarattığı, kesinlikle utanılmayacak bir kılıf. Ruhumuzun kılıfı. Eğer bedenimizle barışık olursak, önce kendimizle ardından toplumla barışık olmayı, özgür yaşamanın ne demek olduğunu daha iyi anlarız. Ama kadınları tahrik unsuru olarak görmeye devam ettikçe ne biz, biz olabiliriz ne de kadına özgürlük verebiliriz.

Törelerin önünde gözünü kırpmadan kardeşini, karısını ya da kızını öldürebilen bir zihniyetin kendi bedeni ya da kadının bedeniyle, ne kadar barışık olduğunu düşünebiliriz ki? Özgürlüğü fırsat eşitliği olarak kabul edersek, hangi fırsatın eşitliğine sahip ki kadın? İş yerinde tacizlerin muhatabı, evde kocasının kölesi, babasının inekleriyle eşdeğer bir kadının bulunduğu toplumda özgürlük yoktur, olamaz da!

Zina tartışmaları bile kadını korumaktan çok, batağa itmekten ileri gidemez. Erkeğin sözünün geçtiği bir toplumda hatta zinanın bile erkeğin tekelinde, elinin kiri olarak temizlendiği bir zihniyette, kimin kimi aldattığı zaten açıkça ortadadır. Ama yapılacak şey sadece ellerini yıkayıp temiz bir havluya silmekten daha fazlası olmalıdır.

Yoksa, orkidini iç çamaşırına takarken sergilenen bir kadın, aşağılanmanın en ağırını yaşar. Tüylerini neyle, nasıl alması gerektiğini gösteren bir reklam filminde kadının ruhunun içlerinde bir yeri kanatmaktan ileri gidemeyiz. Prezervatif satışlarını artırıp insanları hastalıklardan korumaya çalışırken yine başrol oyuncusunu seksi bir kadından seçerek onları aşağılamanın başka bir yolunu sergileyerek elimize bir şey geçmez.

Kanayan bu yaralar anamızın, kardeşimizin, karımızın yarasıdır. Onlar anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçen bu dünyanın en altta ezile ezile posası çıkmış ama her fırsatta siyasete, dine, ahlâka, etiğe alet edilebilmek için hortlatılmış eski zaman tanrıçalarından başka bir şey değildir.

Göğüsleri çocuğunu emzirmek görevi yerine, erkekleri tahrik edebilmek için taşıyan, saçlarını erkeklerin akıllarını çelen ince duyargalar olarak uzatıp özgür bırakan, elleriyle onca yemeği yapmak yerine seksin afrodizyağı olarak reklam panolarında sunan, şeytanın dünyadaki ikizi sanılan kadınların, bedenlerine bunca anlam yüklemekten vazgeçip onları sevmeyi öğrensek daha doğru olmaz mı?

Ben, annemin memesinden emdiğim sütlerle büyüdüm, erkek kardeşim de. Babam da kendi annesinin. Ya siz? Bence özgür olamayan annelerin (kadınların) sütü de helal değildir çocuklarına.

05.05.2006

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir